Nisan292012
” - ya sen? diye sordu. görmeyeli neler yapıyorsun?
artık utanmıyordu. söyleyebilirdi.
- ben çoğu geceler içiyorum, dedi. şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. belki kendi kendimden. iki çeşit içen vardır. biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer. bir de şu çevrendekilere bak. bunlar neden içiyorlar? toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. dışarıda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. sokakta hiç gülmemek için burda gülerler. böylesi az içer. ya ben? içiyorum da kurtulabiliyor muyum? belki yalnız baş ağrısından…
- ya içmediğin zamanlar?
- o zaman ararım.
- hep arayacaksın sen. ya resim, ya kitap…
- tutamak sorunu. insanın bir tutamağı olmalı.
- anlamadım.
- tutamak sorunu dedim. dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaylardaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. çocuklarına tutunanlar da vardır. herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü fark etmez. (…) ben toplumdaki değerlerin iki yüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi. bir kadın. birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”
Aylak Adam
Eylül182011
Hiç eve girmeden ve uyumadan tam 2 gün dışarda kalmak çok değişik bişeymiş.Tavsiye ederim.Döndüğünüzde evin parkelerini öpmeniz mümkün.
Eylül122011
Sadece 4 saatlik bir yolculuktu.Fakat öyle uzun sürmüştü ki hiç bitmeyecek sandım.Son on dakikayı sayarak hızlıca bitirmek istedim.Tren olabildiğince ağır,yol olabildiğince uzundu.Orada beni beklediğini biliyordum.Gelmişti.Elini,yüzünü,tenini,kokusunu,gözlerini yol boyunca hayal ettim.Nihayet istasyona vardığımızda hızlıca kapıya yöneldim.Yolcular kapıda birikirse 1-2 dakika daha onu geç görme ihtimalim vardı.En önce ben inmeliydim.Heyecandan dizlerim tir tir titriyordu.Aşağıya inerken nerede beklediğinden bile o kadar emindim ki.İndim ve sağa dönerek hızlı adımlarla ona doğru ilerledim.Tam karşımda,yol boyunca beynimde canlanan o sevimli,ışıldayan yüzü bana doğru dönüktü.Bana doğru kollarını açmış sımsıcak bi gülümsemeyle yaklaşıyordu.Sarıldık.Sanki o kokuyu yıllarca duymuş ve ezberlemiş gibiydim.Hiç yabancı değildi.Bakışlarını biliyordum,tanıyordum.Yanımdaydı,ve sanki hiç gitmeyecek gibi hissettiğim tek andı belki de.Onun da hiç gitmeyeceğini düşündüğü nadir anlardan biriydi biliyorum…
Kısa zaman önce evimi,arkadaşlarımı,sevdiğim sokakları,caddeleri,okulumu,4 yıl boyunca biriktirdiğim tüm anılarımı bırakıp ayrıldığım şehirde onunlaydım.”An” denen sözcüğe yüklenen anlam o kadar büyüktü ki artık.İfade edebilmek bile güçtü.Bakarak,dokunarak,kokusunu içime çekerek yaşamaya çalışıyordum sadece.Tanıdıktı,fakat değil.İlk kez elini tuttuğum, ilk kez kokusunu duyduğum, ilk kez tenine dokunduğum adam.Aşık olduğum adam.Hayatımın her evresinde varolmasını istediğim ve o istediği sürece var edeceğim adam.Ve hatta o istemediği halde var ettiğim adam.Tam bir yıl olmuş.Onu ilk gördüğüm ve uzun yıllardır tanıyor hissine kapıldığım o günün üzerinden koca bir yıl geçmiş.Koskoca bir yıl.Fakat kendime dönüp baktığımda gördüğüm ne bi eksik ne bi fazla.Aynı Aşkla hatırlıyorum her şeyi.İçim titriyor düşününce.Bundan bir yıl önce dediği gibi “Beynimin her hücresine yer etmiş sanki”.
12 Eylül 2011
Ağustos222011
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni:
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten.
Vapur düdükleri ötmededir.
Etraf alacakaranlık,
Köprü açıktır henüz.
Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…
Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber.
Şarkılar söylemişim pencereden,
Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
Biletim üçüncü mevki,
Fakirlik hali.
Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
Sana Sapancadan bir sepet elma almışım..
Ver elini Haydarpaşa demişiz,
Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
Hava hafiften soğuk,
Deniz katran ve balık kokulu
Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…
Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
-Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden.
Saçların dağınıktır, mahmursundur.
Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
Uykudan uyandırsam seni,
Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliçten.
Fabrika düdükleri ötmededir.
Turgut Uyar
Ağustos102011
Plajda uzanmış konuşuyorduk.Ona en sevdiği ressamı sordum.
-Van Gogh,dedi.
-Neden?
-Kulağını kesebilmiş;sol kulağını.Bunu yapan ilk adam o.
Sustu.Az sonra değişik bir sesle,
-Ama o bile eksik adamdı.Tımarhanedeyken yaptığı kendi portresinde insanlara yüzünün kulaksız yönünü gösteremedi.Tam adam yok!
Aylak Adam,Yusuf Atılgan
Ağustos82011
İnsanoğlu ne istiyo lan? Biri bana söylesin.